Pasif agresyon nedir ?

Efe

New member
Pasif Agresyon Nedir? Söylenmeyen Sözlerin, Gizli Kırgınlıkların ve Sessiz Savaşların Hikâyesi

Geçenlerde eski bir arkadaşımın anlattığı olay aklıma takıldı. Bir akşam eşiyle yaşadığı tartışmayı anlatıyordu. Eşi ona açıkça kızgın olduğunu söylememişti. Hatta sorulduğunda her zamanki sakinliğiyle, “Yok bir şey, gayet iyiyim.” demişti. Fakat ertesi sabah kahvaltı hazırlamamış, akşam boyunca sorularına kısa cevaplar vermiş ve hafta sonu için yaptıkları planı hiçbir açıklama yapmadan iptal etmişti.

Arkadaşım önce eşinin yorgun olduğunu düşünmüş. Sonra bir şeyleri yanlış yaptığını fark etmiş ama ne olduğunu anlayamamış. En sonunda dayanamayıp, “Bana kızgınsan neden söylemiyorsun?” diye sormuş.

Aldığı cevap ise her şeyi daha karmaşık hâle getirmiş:

“Ben sana kızgın değilim. Sen kendin ne yaptığını biliyorsun.”

İşte bu cümle, pasif agresyonun insan ilişkilerinde nasıl bir çıkmaza dönüşebileceğini düşündürdü bana. Çünkü bazen insanlar öfkelerini bağırarak değil, susarak gösteriyor. Bazen kırgınlıklarını anlatmak yerine karşısındaki insanın bunu kendiliğinden anlamasını bekliyor. Bazen de doğrudan hayır demek yerine işleri geciktiriyor, imalı konuşuyor veya görünüşte hiçbir sorun yokmuş gibi davranıyor.

Peki, pasif agresyon tam olarak nedir? Her sessizlik, her gecikme veya her mesafeli davranış pasif agresyon sayılır mı? Gelin, bunu bir hikâye üzerinden birlikte inceleyelim.

1. Bölüm: Herkesin Birbirini Anladığını Sandığı Ev

Hikâyemizin kahramanları Deniz ve Ece olsun.

Deniz, bir yazılım şirketinde proje yöneticisi olarak çalışıyordu. Plan yapmayı, sorunları parçalara ayırmayı ve çözüm üretmeyi seviyordu. Ona göre bir problem ortaya çıktığında yapılması gereken şey oldukça basitti: Sorunun kaynağını bulmak, seçenekleri değerlendirmek ve uygulanabilir bir çözüm belirlemek.

Ece ise bir mimardı. İnsanların davranışlarını gözlemlemeyi, bir ortamın yalnızca görünen tarafına değil, arkasındaki duygusal atmosfere de dikkat etmeyi alışkanlık hâline getirmişti. Bir toplantıda herkesin aynı fikirde olduğunu söylemesi ona yeterli gelmezdi. İnsanların bunu söylerken nasıl hissettiğini de anlamaya çalışırdı.

İkisi de zeki, iyi niyetli ve birbirini seven insanlardı. Ancak anlaşmazlık yaşadıklarında farklı yönlere gidiyorlardı.

Deniz, sorunu konuşup çözmek istiyordu. Ece ise konuşabilmek için önce anlaşıldığını hissetmeye ihtiyaç duyuyordu.

Bir gün Deniz, iş yerinde aldığı terfi nedeniyle başka bir şehre taşınma ihtimalini gündeme getirdi. Yeni iş, daha yüksek maaş ve önemli bir kariyer fırsatı demekti. Deniz, bütün bunları hesaplamış, yaşam maliyetlerini araştırmış ve taşınmanın uzun vadede ikisine de yarar sağlayabileceğini düşünmüştü.

Ece ise o şehirde kendilerine nasıl bir hayat kuracaklarını düşünüyordu. Ailesinden uzaklaşmak, yıllardır emek verdiği projeleri bırakmak ve yeni bir çevreye alışmak kolay değildi.

Deniz heyecanla planlarını anlatırken Ece bir süre dinledi, ardından yalnızca şunu söyledi:

“Sen zaten kararını vermişsin.”

Deniz şaşırdı.

“Hayır, birlikte karar vereceğiz. Ben sadece seçenekleri anlatıyorum.”

Ece omuz silkti.

“Tamam, sen nasıl istiyorsan öyle yap.”

Deniz bunu onay olarak algıladı. Ece ise anlaşılmadığını düşünerek konuşmayı bıraktı.

Birkaç gün sonra taşınma konusunu yeniden açtıklarında Deniz, Ece'nin hâlâ kararsız olduğunu gördü. Ece ise Deniz'in kendisine gerçekten danışmadığını, yalnızca kararını kabul ettirmeye çalıştığını düşünüyordu.

İkisi de kendi açısından haklı gerekçelere sahipti. Ancak asıl sorun, konuşmanın kendisinde değil, söylenenlerle hissedilenler arasındaki uçurumdaydı.

Bu noktada küçük bir soru:

Sizce Ece'nin “Sen nasıl istiyorsan öyle yap.” demesi gerçekten bir onay mıydı, yoksa dile getirilemeyen bir kırgınlığın işareti miydi? Bir insanın sözlerini mi esas almalıyız, yoksa o sözlerin arkasında başka bir anlam aramak mı gerekir?

Aslında ikisini de dikkatle değerlendirmek gerekir. Çünkü tek bir cümleden hareketle birinin niyetini kesin olarak bilemeyiz. Ancak sözler ile davranışlar arasında sürekli bir çelişki varsa, üzerinde durulması gereken bir iletişim sorunu olabilir.

2. Bölüm: Pasif Agresyonun Sessiz Dili

Taşınma meselesi çözüme kavuşmadan günlük hayat devam etti. Fakat Ece'nin davranışlarında küçük değişiklikler görülmeye başladı.

Deniz bir akşam işten döndüğünde Ece'nin hazırladığı yemeğin masada olmadığını fark etti. Ece, normalde birlikte yemek yemeyi önemserdi. O gün ise kendi yemeğini yemiş, Deniz için hiçbir şey hazırlamamıştı.

Deniz bunun nedenini sorduğunda şu cevabı aldı:

“Sen zaten çok meşgulsün. Seni beklemeyeyim dedim.”

Ertesi gün Deniz, hafta sonu için yaptıkları planı hatırlattı. Ece, arkadaşlarıyla görüşeceğini söyledi. Deniz şaşırdı çünkü bu planı daha önce birlikte yapmışlardı.

“Bunu bana neden önceden söylemedin?” diye sordu.

Ece'nin cevabı yine benzerdi:

“Senin programın zaten çok yoğun. Ben de kendi işlerimi halledeyim dedim.”

Deniz artık kendisine bir şey anlatılmadığını, buna karşılık davranışları üzerinden cezalandırıldığını düşünüyordu.

Burada pasif agresif iletişimin önemli özelliklerinden biri ortaya çıkıyor: Öfke veya hoşnutsuzluk doğrudan ifade edilmezken, dolaylı davranışlarla karşı tarafa hissettirilebilir.

Psikoloji literatüründe pasif agresyon, düşmanlık veya karşı çıkışın açıkça söylenmek yerine dolaylı biçimde ifade edilmesiyle ilişkilendirilir. Örneğin kişi bir isteğe sözlü olarak katıldığını belirtir ama işi bilerek geciktirir; birine kızgın olduğunu inkâr eder ama sürekli iğneleyici ifadeler kullanır; sorununu konuşmak yerine karşısındaki insanı suçlu hissettirecek davranışlara yönelebilir.

Burada önemli bir ayrıntı var: Her unutkanlık, her gecikme veya her sessizlik pasif agresyon değildir. İnsanlar yorgun, üzgün, kaygılı veya iletişim kurmakta zorlanıyor olabilir. Bazen birinin sessiz kalması, kendini toparlamak için zamana ihtiyaç duymasından kaynaklanır.

Farkı anlamak için davranışın tekrarına, bağlama ve kişinin iletişim kurmaya ne ölçüde açık olduğuna bakmak gerekir.

Örneğin “Şu anda çok öfkeliyim. Biraz sakinleşip akşam konuşabilir miyiz?” demek, sessiz kalmaktan farklıdır. İlkinde kişi ihtiyacını açıklamakta ve konuşmaya geri dönmek için bir çerçeve sunmaktadır. İkincisinde ise belirsizlik uzun süre devam edebilir.

Deniz ile Ece'nin ilişkisinde sorun giderek büyüyordu. Çünkü Deniz, Ece'nin neye kızdığını tahmin etmeye çalışıyor; Ece ise Deniz'in bunu kendiliğinden anlamasını bekliyordu.

Birbirlerini sevmelerine rağmen ikisi de yalnız hissediyordu.

3. Bölüm: Çocuklukta Öğrenilen Sessizlik

Bir akşam Ece, çocukluk arkadaşı Selin'le kahve içmek için buluştu. Selin, uzun yıllardır aile danışmanlığı alanında çalışan bir psikologdu. Ece'nin anlattıklarını dinlerken hemen Deniz'i suçlamadı. Önce Ece'nin kendi duygularını anlamasına yardımcı olmaya çalıştı.

“Deniz'in seni anlamasını istiyorsun,” dedi. “Peki, sen ona tam olarak ne hissettiğini söyleyebiliyor musun?”

Ece bir süre düşündü.

“Bazen söylemek istemiyorum. Söylesem bile anlamayacakmış gibi geliyor.”

“Neden anlamayacağını düşünüyorsun?”

Ece, çocukluğundan bir sahneyi hatırladı.

Ailesinde tartışmalar yüksek sesle yaşanmazdı. Babası öfkelendiğinde günlerce konuşmaz, annesi ise evdeki işleri her zamankinden daha titiz yaparak sessizliğini korurdu. Kimse doğrudan “Sana kırıldım.” demezdi. Çocuklar, yetişkinlerin yüz ifadelerinden ve evdeki havadan kimin neye kızdığını anlamaya çalışırdı.

Bir hata yaptığında Ece'ye açıkça kızıldığını hatırlamıyordu. Bunun yerine annesinin bir süre onunla konuşmadığı, babasının sorularına tek kelimelik cevaplar verdiği günler aklında kalmıştı.

Ece, farkında olmadan şu düşünceyle büyümüştü:

“Beni gerçekten seven biri, neye üzüldüğümü söylememe gerek kalmadan anlamalı.”

Bu beklenti ona çocukluğunda tanıdık gelmişti. Fakat yetişkin ilişkilerinde aynı beklenti, çözülmesi zor bir probleme dönüşüyordu.

Selin ona önemli bir soru sordu:

“Duygularını açıkça ifade etmek senin ailende nasıl karşılanırdı?”

Ece, üzgün olduğunda bazen abartmakla suçlandığını, itiraz ettiğinde ise nankör olmakla itham edildiğini anlattı. Zamanla doğrudan konuşmanın çatışmayı artıracağına inanmıştı. Dolaylı davranmak ise ona daha güvenli geliyordu.

Bu hikâye, pasif agresif davranışların nedenlerinden birini anlamamıza yardımcı oluyor. İnsanlar her zaman bilinçli biçimde başkalarını cezalandırmak istedikleri için dolaylı iletişim kurmazlar. Bazıları öfkesini ifade etmeyi öğrenmemiştir. Bazıları reddedilmekten, eleştirilmekten veya ilişkiyi kaybetmekten korkar. Bazılarıysa çocukluğunda doğrudan konuşmanın tehlikeli ya da sonuçsuz olduğunu deneyimlemiştir.

Elbette her pasif agresif davranışın çocuklukta yaşananlarla açıklanması mümkün değildir. Kişilik özellikleri, stres, güç ilişkileri, iş ortamı ve içinde bulunulan kültür de iletişim biçimini etkileyebilir.

Ancak geçmişte öğrenilen bir davranışın bugün otomatik olarak tekrarlanması, onun değiştirilemeyeceği anlamına gelmez.

Biraz da kendimize bakalım:

Çocukken evinizde anlaşmazlıklar nasıl çözülürdü? İnsanlar kırıldıklarında bunu açıkça söyler miydi, yoksa herkes diğerinin anlamasını mı beklerdi?

Bazen yetişkinlikte bizi zorlayan davranışların bir zamanlar kendimizi korumak için geliştirdiğimiz yöntemler olduğunu fark etmek, değişimin ilk adımı olabilir.

4. Bölüm: Toplumun Bize Öğrettiği Roller

Ece'nin hikâyesi yalnızca kişisel geçmişiyle ilgili değildi. İçinde yaşadığı toplumun iletişim alışkanlıkları da bu hikâyede önemli bir yere sahipti.