Emir
New member
Marmaris Selimiye'ye Yolculuk: Zamanın İki Yüzü
Herkese merhaba! Bugün sizlere bir yolculuktan, bir kasabaya varma hikayesinden bahsetmek istiyorum. Ama bu sıradan bir yolculuk değil, bir anlamı olan, her anıyla bir şeyler hissettiren bir yolculuk… Marmaris’ten Selimiye’ye giden bir dolmuşun içinde geçen zamanı anlatacağım size. Belki hepimiz benzer bir yolculuk yapmışızdır, ama her yolculuk, farklı gözlerle bakıldığında bambaşka bir anlam taşır.
Yolculuk bazen bir ulaşım aracı olmaktan çok, içsel bir keşfe dönüşür. Hadi gelin, bu yolculukta karakterlerin nasıl farklı bakış açılarıyla birbirine bağlı hale geldiğini hep birlikte keşfedelim.
Yolculuğun Başlangıcı: Sadece Bir Yol Mu?
Marmaris’ten Selimiye’ye gitmek için dolmuşa binmek, bir tür ritüeldir. Birinin başkalarına soracağı sorudur: "Marmaris Selimiye dolmuşla kaç dakika?" Ama bu sorunun, yüzeydeki anlamından çok daha fazlası vardır. Çünkü bu kısa yolculuk, birer kaybolan dakikanın, yer değiştiren hayatların, ve belki de yeni başlangıçların simgesidir.
Ali, sabahın erken saatlerinde dolmuşa binmişti. O, her zaman bir çözüm arayarak bakar hayata. Zihni hep ileride, şu anda değil, her şeyin hemen olmasını isterdi. "Dolmuşla ne kadar sürer?" diye sormak, aslında Ali’nin kontrolü elinde tutma arzusunun bir yansımasıydı. Bir an önce Selimiye’ye varmak, ne olursa olsun zamanın kaybolmaması gerektiğini düşünüyordu. Stratejik düşünürdü. "Zaman kaybı" ona göre en büyük düşmandı.
Biletini aldıktan sonra, dolmuşun penceresinden Marmaris’in yeşil denizini ve gürültüsünü izlerken, zamanın geçmesini daha fazla hızlandırmak için zihnini meşgul etmeye başladı. İşlerini halletmesi gerekiyordu. Akşamki toplantıyı düşünüyordu, bir sonraki haftanın programını.
Ama yanındaki koltukta oturan Elif, durumu farklı algılıyordu. O, zamanın nasıl geçeceğini, daha çok hissettiği duygularla anlamlandırıyordu. Yavaşça dolmuşun içinde insanları izlerken, Selimiye'ye varmanın onun için sadece bir yer değiştirmekten ibaret olmadığını fark etti. Bu yolculuk, bir anlamda kendi iç yolculuğuydu.
Birbirine Karşı Gözler: Strateji ve Empati
Ali ve Elif, aynı dolmuşta yan yana olsalar da, birinin gözleri hep gelecekte, diğerinin gözleri ise anı yansıtan bir dünyadaydı. Elif, dolmuştaki her durak noktasında etrafındaki insanları daha çok dinliyor, onlarla empatik bağlar kuruyordu. Bir köyün küçük yokuşunu tırmanırken, bakışlarıyla kasaba halkıyla selamlaşıyor, “Merhaba, nasılsınız?” gibi basit ama samimi cümlelerle kendini insanlara yaklaştırıyordu.
Ali ise zamanın hızla geçmesini istemekle yetinmiyordu. Hızlıca yanıtlar almak, problemleri çözmek, her şeyin "hemen" halledilmesi gerekiyordu. "Bir yerde duruyoruz, niye duruyoruz? Bir an önce gidebilir miyiz?" diye sordu. Ancak Elif, “Burası köy, burada insanlar bir araya gelir, nefes alır, selamlaşır. Durmak, gerçekten durmak gerek” dedi.
Ve işte, burada onların dünyaları çakışıyordu: Ali, zamanın kaybolmaması gerektiğini düşünürken, Elif, anın kıymetini anlamayı savunuyordu. Ali'yi şaşırtan, Elif’in sakin tavrıydı. “Bazen durmak, acele etmekten daha anlamlı olabilir” diyordu Elif, “Bazen bir yerin ruhunu hissedebilmek için, sadece durmalı ve etrafına bakmalısın. Her şeyin hızlıca geçmesi her zaman bir çözüm değil, bazen bir anı yaşamak gerek.”
Ali, Elif’in sözlerine bir an durakladı. Belki de bu yolculuğun amacı, varılacak yer değil, yolda geçirilen zamandı.
Yolculuk Sona Yaklaşırken: Selimiye'nin Huzuru
Dolmuş, nihayet Selimiye’ye yaklaşırken, her şeyin değiştiğini hissettiler. Ali, yolculuğun sonlarına yaklaştıkça içsel bir rahatlama hissetti. Yol, artık sadece bir geçiş değil, bir dönüşüm halini almıştı. Zaman, gerçekten de her iki bakış açısıyla da anlam kazanıyordu.
Selimiye’ye vardıklarında, Ali, Elif’e teşekkür etti. İçindeki "hemen bitir" düşüncesi sanki biraz yumuşamıştı. Elif ise gülümseyerek, "Bazen en güzel anlar, yolda geçenlerdir" dedi. Ve dolmuşun son durağına vardılar.
Selimiye, belki de Ali için sadece bir varış noktasıydı. Ama Elif için, her yokuş, her köy, her durak, bir bütünün parçasıydı. Zamanın her iki bakış açısından farklı geçtiğini, ama aslında yolculuğun kendisinin ne kadar değerli olduğunu kavramışlardı.
Son Düşünceler: Zamanı Birlikte Paylaşmak
Şimdi, size de soruyorum: Bir yolculuk yaparken, zaman sizin için nasıl geçiyor? Hızla mı, yoksa her anın tadını çıkararak mı? Ali’nin stratejik bakışı mı, yoksa Elif’in empatik yaklaşımı mı sizce daha değerli? Bu yolculuğun sonunda ne hissettiniz? Kendi bakış açınızı nasıl değiştirebilirsiniz?
Hikayemi ve duygularımı paylaştım, şimdi sırada sizde! Yorumlarınızı bekliyorum.
Herkese merhaba! Bugün sizlere bir yolculuktan, bir kasabaya varma hikayesinden bahsetmek istiyorum. Ama bu sıradan bir yolculuk değil, bir anlamı olan, her anıyla bir şeyler hissettiren bir yolculuk… Marmaris’ten Selimiye’ye giden bir dolmuşun içinde geçen zamanı anlatacağım size. Belki hepimiz benzer bir yolculuk yapmışızdır, ama her yolculuk, farklı gözlerle bakıldığında bambaşka bir anlam taşır.
Yolculuk bazen bir ulaşım aracı olmaktan çok, içsel bir keşfe dönüşür. Hadi gelin, bu yolculukta karakterlerin nasıl farklı bakış açılarıyla birbirine bağlı hale geldiğini hep birlikte keşfedelim.
Yolculuğun Başlangıcı: Sadece Bir Yol Mu?
Marmaris’ten Selimiye’ye gitmek için dolmuşa binmek, bir tür ritüeldir. Birinin başkalarına soracağı sorudur: "Marmaris Selimiye dolmuşla kaç dakika?" Ama bu sorunun, yüzeydeki anlamından çok daha fazlası vardır. Çünkü bu kısa yolculuk, birer kaybolan dakikanın, yer değiştiren hayatların, ve belki de yeni başlangıçların simgesidir.
Ali, sabahın erken saatlerinde dolmuşa binmişti. O, her zaman bir çözüm arayarak bakar hayata. Zihni hep ileride, şu anda değil, her şeyin hemen olmasını isterdi. "Dolmuşla ne kadar sürer?" diye sormak, aslında Ali’nin kontrolü elinde tutma arzusunun bir yansımasıydı. Bir an önce Selimiye’ye varmak, ne olursa olsun zamanın kaybolmaması gerektiğini düşünüyordu. Stratejik düşünürdü. "Zaman kaybı" ona göre en büyük düşmandı.
Biletini aldıktan sonra, dolmuşun penceresinden Marmaris’in yeşil denizini ve gürültüsünü izlerken, zamanın geçmesini daha fazla hızlandırmak için zihnini meşgul etmeye başladı. İşlerini halletmesi gerekiyordu. Akşamki toplantıyı düşünüyordu, bir sonraki haftanın programını.
Ama yanındaki koltukta oturan Elif, durumu farklı algılıyordu. O, zamanın nasıl geçeceğini, daha çok hissettiği duygularla anlamlandırıyordu. Yavaşça dolmuşun içinde insanları izlerken, Selimiye'ye varmanın onun için sadece bir yer değiştirmekten ibaret olmadığını fark etti. Bu yolculuk, bir anlamda kendi iç yolculuğuydu.
Birbirine Karşı Gözler: Strateji ve Empati
Ali ve Elif, aynı dolmuşta yan yana olsalar da, birinin gözleri hep gelecekte, diğerinin gözleri ise anı yansıtan bir dünyadaydı. Elif, dolmuştaki her durak noktasında etrafındaki insanları daha çok dinliyor, onlarla empatik bağlar kuruyordu. Bir köyün küçük yokuşunu tırmanırken, bakışlarıyla kasaba halkıyla selamlaşıyor, “Merhaba, nasılsınız?” gibi basit ama samimi cümlelerle kendini insanlara yaklaştırıyordu.
Ali ise zamanın hızla geçmesini istemekle yetinmiyordu. Hızlıca yanıtlar almak, problemleri çözmek, her şeyin "hemen" halledilmesi gerekiyordu. "Bir yerde duruyoruz, niye duruyoruz? Bir an önce gidebilir miyiz?" diye sordu. Ancak Elif, “Burası köy, burada insanlar bir araya gelir, nefes alır, selamlaşır. Durmak, gerçekten durmak gerek” dedi.
Ve işte, burada onların dünyaları çakışıyordu: Ali, zamanın kaybolmaması gerektiğini düşünürken, Elif, anın kıymetini anlamayı savunuyordu. Ali'yi şaşırtan, Elif’in sakin tavrıydı. “Bazen durmak, acele etmekten daha anlamlı olabilir” diyordu Elif, “Bazen bir yerin ruhunu hissedebilmek için, sadece durmalı ve etrafına bakmalısın. Her şeyin hızlıca geçmesi her zaman bir çözüm değil, bazen bir anı yaşamak gerek.”
Ali, Elif’in sözlerine bir an durakladı. Belki de bu yolculuğun amacı, varılacak yer değil, yolda geçirilen zamandı.
Yolculuk Sona Yaklaşırken: Selimiye'nin Huzuru
Dolmuş, nihayet Selimiye’ye yaklaşırken, her şeyin değiştiğini hissettiler. Ali, yolculuğun sonlarına yaklaştıkça içsel bir rahatlama hissetti. Yol, artık sadece bir geçiş değil, bir dönüşüm halini almıştı. Zaman, gerçekten de her iki bakış açısıyla da anlam kazanıyordu.
Selimiye’ye vardıklarında, Ali, Elif’e teşekkür etti. İçindeki "hemen bitir" düşüncesi sanki biraz yumuşamıştı. Elif ise gülümseyerek, "Bazen en güzel anlar, yolda geçenlerdir" dedi. Ve dolmuşun son durağına vardılar.
Selimiye, belki de Ali için sadece bir varış noktasıydı. Ama Elif için, her yokuş, her köy, her durak, bir bütünün parçasıydı. Zamanın her iki bakış açısından farklı geçtiğini, ama aslında yolculuğun kendisinin ne kadar değerli olduğunu kavramışlardı.
Son Düşünceler: Zamanı Birlikte Paylaşmak
Şimdi, size de soruyorum: Bir yolculuk yaparken, zaman sizin için nasıl geçiyor? Hızla mı, yoksa her anın tadını çıkararak mı? Ali’nin stratejik bakışı mı, yoksa Elif’in empatik yaklaşımı mı sizce daha değerli? Bu yolculuğun sonunda ne hissettiniz? Kendi bakış açınızı nasıl değiştirebilirsiniz?
Hikayemi ve duygularımı paylaştım, şimdi sırada sizde! Yorumlarınızı bekliyorum.