Ergenlerde OKB'nin belirtileri nelerdir ?

Kaan

New member
Ergenlerde OKB’nin Belirtileri: Toplumsal Cinsiyet, Irk ve Sınıf Bağlamında Bir Forum Tartışması

Ergenlerde OKB’yi yalnızca “takıntılı davranışlar” olarak görmek neden eksik kalıyor?

Bir ergenin aynı kapıyı defalarca kilitlemesi, ellerini uzun süre yıkaması ya da ödevini teslim etmeden önce onlarca kez kontrol etmesi dışarıdan bakıldığında “fazla titizlik” veya “ergenlik stresi” gibi görülebilir. Fakat bazen mesele bundan çok daha derindir. Ergen, istemediği halde zihnine gelen düşüncelerden kurtulmak için belirli davranışları tekrar tekrar yapmak zorunda hissedebilir. Davranışı yapmadığında yoğun kaygı yaşayabilir ve bütün bunların kendi isteği dışında gerçekleştiğini bilmesine rağmen döngüyü durduramayabilir.

Obsesif-kompulsif bozukluk (OKB), obsesyon adı verilen tekrarlayıcı, istenmeyen ve sıkıntı verici düşünceler, imgeler veya dürtüler ile kompulsiyon adı verilen tekrarlayıcı davranışlar ya da zihinsel ritüellerle karakterizedir. Çocuk ve ergenlerde belirtiler yetişkinlerde görülenlerle büyük ölçüde benzer olsa da gelişim dönemi, aile ilişkileri, okul ortamı ve kültürel beklentiler belirtilerin nasıl fark edildiğini ve yorumlandığını etkileyebilir.

Burada önemli bir noktayı baştan belirtmek isterim: Kişisel klinik deneyimim yok; bu nedenle aşağıdaki değerlendirmeyi kişisel gözlem gibi sunmak yerine araştırmalara ve hakemli çalışmalara dayandırıyorum. Bence forum tartışmasını değerli kılan da tam olarak bu ayrım: Bir gencin yaşadığını küçümsemeden, fakat tek bir deneyimi bütün gençlere genellemeden konuşabilmek.

Ergenlerde OKB’nin en sık görülen belirtileri nelerdir?

OKB'nin belirtileri yalnızca görünür davranışlardan oluşmaz. En önemli ayrımlardan biri, obsesyonların zihinsel olması nedeniyle dışarıdan fark edilmeyebilmesidir.

Örneğin bir ergen;

• Mikrop, hastalık veya kirlenme konusunda yoğun ve kontrol edilemeyen korkular yaşayabilir.

• Kendisine ya da yakınlarına zarar geleceğine ilişkin istenmeyen düşüncelere kapılabilir.

• “Ya yanlış bir şey yaptıysam?” düşüncesini tekrar tekrar yaşayabilir.

• Kapıyı kilitleyip kilitlemediğini, ocağı kapatıp kapatmadığını veya bir mesajda hata yapıp yapmadığını defalarca kontrol edebilir.

• Belirli sayılara, sıralamalara veya simetrilere uyma ihtiyacı hissedebilir.

• Eşyaların belirli bir düzende olması konusunda aşırı kaygı yaşayabilir.

• Bazı kelimeleri, cümleleri veya duaları zihninde tekrar tekrar söyleyebilir.

• İstenmeyen cinsel, saldırgan, dinsel veya ahlaki düşüncelerden dolayı yoğun suçluluk duyabilir.

• Bir düşüncenin gerçekleşmesini önlemek için zihinsel olarak “nötralize etme” davranışlarına başvurabilir.

Buradaki kritik nokta şudur: Her tekrarlayan davranış OKB değildir. Bir gencin düzenli olmayı sevmesi veya sınavdan önce birkaç kez kontrol yapması tek başına bozukluk anlamına gelmez. Sorunun değerlendirilmesinde düşüncelerin kontrol edilemezliği, davranışların yarattığı sıkıntı, harcanan zaman ve okul, aile, arkadaşlık veya günlük yaşam üzerindeki etkileri önemlidir.

Özellikle ergenlerde utanç nedeniyle belirtiler gizlenebilir. “Bunu söylersem insanlar benim kötü biri olduğumu düşünür” korkusu, yardım istemenin önüne geçebilir. Bu nedenle yalnızca gözle görülen kompulsiyonlara bakmak yanıltıcı olabilir.

Toplumsal cinsiyet: Kızlar ve erkekler OKB’yi gerçekten farklı mı yaşıyor?

Burada “kadınlar şöyledir, erkekler böyledir” gibi kesin genellemeler yapmak yerine araştırmalardaki örüntülere bakmak gerekiyor. Çocuk ve ergenlerde toplum temelli araştırmalar genel olarak kızlar ve erkekler arasında daha dengeli OKB oranları bildirirken, klinik örneklemlerde erkeklerin daha fazla temsil edildiği çalışmalar bulunuyor. Bunun olası nedenlerinden biri, erkeklerde belirtilerin daha erken yaşlarda başlayabilmesi ve tik bozuklukları gibi eşlik eden durumların daha sık görülmesi olabilir.

Öte yandan toplumsal cinsiyet normlarının hastalığın kendisinden bağımsız olarak yardım arama biçimini etkileyebilmesi önemli bir konu. Örneğin bir kız çocuğunun sürekli temizlik yapması veya düzen takıntısı bazı çevrelerde “titiz kız” şeklinde normalleştirilebilir. Aynı davranışın altında yoğun kaygı ve kompulsiyon olduğu fark edilmeyebilir.

Ergen kızların bir bölümü için sosyal beklentiler de belirtilerin çevresindeki baskıyı artırabilir. “Temiz olmalıyım”, “hata yapmamalıyım”, “iyi evlat olmalıyım”, “her şeyi kontrol etmeliyim” gibi beklentiler OKB'nin nedeni olarak gösterilemez; ancak mevcut belirtilerin yorumlanma biçimini etkileyebilir. Bir kız çocuğu yaşadığı yoğun kontrol ihtiyacını “sorumluluk sahibi olmak” sanabilir ve yardım istemeyi geciktirebilir.

Erkeklerde ise farklı bir toplumsal baskı söz konusu olabilir. “Güçlü olmalıyım”, “korktuğumu belli etmemeliyim” veya “yardıma ihtiyacım olmamalı” anlayışı, bazı erkek ergenlerin obsesyonlarını anlatmasını zorlaştırabilir. Bu noktada erkeklere yönelik çözüm odaklı yaklaşım yararlı olabilir: Belirtiyi tanımlamak, bir uzmana başvurmak, tedavi seçeneklerini araştırmak ve günlük yaşamda işlevselliği artıracak adımlara odaklanmak. Ancak bütün erkeklerin böyle davrandığını söylemek doğru olmaz; bazıları duygularını açıkça ifade ederken bazı kızlar da son derece pratik ve çözüm odaklı olabilir.

Dolayısıyla toplumsal cinsiyet tartışmasının amacı “kadınların deneyimi duygusal, erkeklerin deneyimi çözüm odaklıdır” demek değil; toplumsal beklentilerin farklı gençlerin yardım isteme biçimlerini nasıl etkileyebileceğini sorgulamaktır.

Irk, etnik köken ve kültür: Belirti aynı olsa da yardım süreci neden aynı olmayabilir?

OKB'nin temel mekanizmalarının farklı ırklarda tamamen farklı hastalıklar oluşturduğunu söylemek için yeterli kanıt yok. Çocuk ve ergenlerde OKB'nin sosyoekonomik gruplar ve ülkeler arasında görülebildiğine ilişkin araştırmalar, ırk veya kültürün tek başına OKB'nin nedeni olarak değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor. Bununla birlikte kültür, obsesyonların içeriğini ve belirtilerin nasıl yorumlandığını etkileyebilir.

Asıl önemli eşitsizliklerden biri tedaviye erişimde ortaya çıkıyor.

Çocuk ve ergen OKB'si üzerine yapılan araştırmalarda etnik azınlıkların klinik araştırmalarda ve uzmanlık hizmetlerinde yeterince temsil edilmediği defalarca belirtilmiştir. Örneğin Birleşik Krallık'ta yapılan bir çalışmada etnik azınlıkların OKB hizmetlerinde nüfusa kıyasla ciddi biçimde daha düşük temsil edildiği bulunmuştur.

Çocukları OKB nedeniyle uzman hizmetlerine ulaşmaya çalışan ailelerle yapılan nitel bir araştırmada maliyet, hizmetlerin coğrafi olarak uzak olması, ruh sağlığı konusundaki bilgi eksikliği ve sağlık sistemine duyulan güvensizlik gibi engellerin öne çıktığı görülmüştür. Etnik azınlık aileleri ayrıca topluluk içindeki damgalanma, utanma, inkâr ve sağlık sistemi içerisinde ayrımcılık algısı gibi ek engeller bildirmiştir.

Bu bulgular bize önemli bir şey söylüyor: Bir ergenin tedavi almaması, mutlaka ailesinin “ruhsal sağlığı önemsemediği” anlamına gelmez. Aile sağlık sistemine ulaşamıyor, maddi zorluk yaşıyor, dil bariyeriyle karşılaşıyor veya yaşadığı kültürel çevrede ruhsal hastalıklar hakkında ciddi bir damgalanmayla karşı karşıya kalıyor olabilir.

Benzer şekilde Kuzey Amerika'daki bir pediatrik OKB kliniğinde yapılan araştırmada Asyalı gençlerin belirtilerinin başlangıcından tanı ve tedaviye kadar geçen sürenin beyaz gençlere kıyasla daha uzun olduğu ve OKB'ye özgü tedavi alma olasılıklarının daha düşük olduğu bildirilmiştir. Araştırmada gruplar arasında OKB şiddeti ve eşlik eden hastalıklar açısından belirgin fark bulunmaması, erişim ve yardım arama süreçlerinin ayrıca incelenmesi gerektiğini düşündürüyor.

Sınıf ve ekonomik koşullar: “OKB herkeste görülür” demek eşitsizlikleri açıklamaya yetiyor mu?

Burada ince bir ayrım yapmak gerekiyor. Ekonomik durumun OKB'nin doğrudan nedeni olduğunu söylemek doğru olmaz. Araştırmalar OKB için diğer bazı ruhsal bozukluklarda görülen kadar net ve tutarlı bir sosyoekonomik gradyan göstermiyor.

Ancak ekonomik koşullar, hastalık ortaya çıktıktan sonra deneyimin kendisini ve tedaviye ulaşmayı etkileyebilir.