V. Murad: Tahta Çıkarılan ve Üç Ay Sonra İndirilen Padişah
V. Murad'ın hikâyesi ise adeta bir siyasî geçiş döneminin özeti gibidir.
Abdülaziz'in tahttan indirilmesinden sonra 30 Mayıs 1876'da V. Murad padişah oldu. Ancak yalnızca 93 gün tahtta kalabildi. 31 Ağustos 1876'da hal‘ edildi ve yerine II. Abdülhamid geçti. Türk Tarih Kurumu+1
Burada askerî darbe ile sonraki siyasî karar arasındaki farkı görmek gerekiyor. V. Murad'ın tahttan indirilmesi doğrudan meydandaki bir askerî isyandan çok, hükümet ve devlet ileri gelenlerinin padişahın görevini sürdüremediği yönündeki değerlendirmeleri sonucunda gerçekleşti.
Dönemin kaynaklarında sağlık durumuyla ilgili ciddi tartışmalar bulunmaktadır. Bu nedenle V. Murad'ın kişiliği veya zihinsel kapasitesi hakkında bugün kendi başımıza hüküm vermek yerine, dönemin doktor raporlarını ve siyasî aktörlerin kararlarını birbirinden ayırmak daha sağlıklı olur. TDV'deki ayrıntılı anlatım, doktor heyetlerinin raporlarının hal‘ sürecinde etkili olduğunu aktarıyor. TDV İslâm Ansiklopedisi
Peki Neden Padişahlar Darbeyle İndirilebildi?
Burada bence asıl mesele padişahların tek tek kişiliklerinden daha büyük.
Osmanlı Devleti'nde merkezî otorite güçlüydü; fakat bu güç hiçbir zaman boşlukta durmuyordu. Padişahın yanında sadrazamlar, yeniçeriler, sipahiler, ulema, saray mensupları, taşra güçleri, esnaf ve farklı bürokratik gruplar bulunuyordu.
Bu gruplardan biri veya birkaçı diğerleriyle birleştiğinde padişahın gücü ciddi biçimde sınırlandırılabiliyordu.
Özellikle üç unsur tekrar tekrar karşımıza çıkıyor:
1. Askerî güç: Yeniçeriler ve diğer askerî gruplar maaş, statü ve kurumsal çıkarlarını korumaya çalışıyordu.
2. Ulema ve meşruiyet: Padişahın hal‘ini siyasî açıdan meşrulaştırmak için dinî-hukukî gerekçeler önemliydi.
3. Ekonomik ve toplumsal kriz: Maaşların ödenmemesi, vergiler, savaş yenilgileri, iaşe sorunları ve şehir ekonomisindeki sıkıntılar siyasî isyanları besleyebiliyordu.
Dolayısıyla darbeyi sadece “askerler yönetime el koydu” şeklinde okumak çoğu örnekte yetersiz kalıyor.
Kadınlar ve Erkekler Açısından Farklı Bakışlar Meselesi
Bu konuda özellikle bir noktaya dikkat etmek gerektiğini düşünüyorum. “Erkekler stratejik düşünür, kadınlar empatiyle yaklaşır” gibi kesin cinsiyet genellemeleri tarihsel veya bilimsel olarak sağlıklı bir yöntem değil. Aynı dönemde yaşayan kadınlar ve erkekler arasında da büyük düşünce farklılıkları vardı.
Bunun yerine iki farklı bakış açısını cinsiyetten bağımsız düşünmek daha anlamlı olabilir.
Bir kişi II. Osman olayına strateji ve sonuç açısından bakabilir: “Yeniçeri reformu neden yapılamadı? Padişah orduyu neden kontrol edemedi?”
Başka bir kişi ise insanî ve toplumsal sonuçları öne çıkarabilir: “Bir hükümdarın öldürülmesi saray ailesini, çocuklarını, kadınlarını, hizmetlileri ve İstanbul halkını nasıl etkiledi?”
İkinci yaklaşım özellikle saray kadınlarının ve hanedan üyelerinin yaşadığı belirsizlikleri görünür kılar. Bir padişahın tahttan indirilmesi yalnızca devlet başkanının değişmesi değildir; hanedanın günlük yaşamından miras ilişkilerine, evliliklere, çocukların güvenliğinden saray personelinin geleceğine kadar geniş bir çevreyi etkiler.
Bence tarih tartışmalarında bu iki yaklaşımın birlikte kullanılması çok daha verimli: strateji bize mekanizmayı, empati ise insanî maliyeti gösteriyor.
Kültür, Ekonomi ve Bilim Açısından Bugüne Kalan Miras
Bu olayların günümüzdeki etkisi yalnızca tarih kitaplarında görülmüyor.
III. Ahmed döneminin siyasî çalkantısı, İstanbul'un mimari ve kültürel mirasını ortadan kaldırmadı. Bugün Lâle Devri'yle ilişkilendirilen eserler, çeşmeler, kütüphaneler ve sanat ürünleri hâlâ İstanbul'un kültürel hafızasının parçası. Örneğin III. Ahmed Çeşmesi, padişahın 1730'da tahtını kaybetmesinden hemen önce tamamlanan dönemin önemli eserlerinden biridir. TDV İslâm Ansiklopedisi
Benzer biçimde III. Selim'in reformları başarısızlığa uğramış olsa da Osmanlı modernleşmesinin sonraki aşamalarını düşünmeden bu dönemi anlamak mümkün değil. Nizâm-ı Cedîd deneyimi, reformların sadece yeni silah veya yeni askerî tekniklerden ibaret olmadığını gösterdi. Finansman, kurumlar, insan kaynağı ve siyasî destek de reformun parçasıydı.
Bu açıdan Osmanlı'nın darbe ve isyan tarihini ekonomi, sosyoloji, askerî bilim, hukuk ve şehir tarihiyle birlikte okumak çok daha verimli.
Günümüzde Bize Ne Söylüyor?
Bu tarihî olayların bugünkü en önemli etkilerinden biri, kurumların kişilere ne kadar bağımlı olduğu meselesini düşündürmesidir.
Bir devletin düzeni sadece güçlü bir liderle sürdürülemiyorsa, lider değiştiğinde sistem de büyük sarsıntı yaşayabilir. Tersine, kurumlar güçlü olduğunda hükümet veya lider değişiklikleri daha kontrollü gerçekleşebilir.
Osmanlı örneklerinde ise bazı dönemlerde kurumların birbirleriyle rekabet ettiği görülüyor. Ordu, saray, ulema, bürokrasi ve şehir toplumu arasında istikrarlı bir güç dengesi kurulamadığında krizler çok hızlı biçimde tahta yansıyabiliyordu.
Buradan modern dünyaya doğrudan bir tarihsel eşitlik çıkarmak doğru olmaz. Fakat karşılaştırmalı siyaset ve kurumlar tarihi açısından oldukça ilginç bir soru ortaya çıkıyor: Bir devletin istikrarını liderin gücü mü, yoksa kurumların birbirini dengeleme kapasitesi mi daha fazla belirler?
Gelecekte Bu Konu Nasıl Araştırılabilir?
Bence Osmanlı'daki tahttan indirmeler konusunda hâlâ çok verimli araştırma alanları var.
Örneğin sadece padişahların biyografilerine bakmak yerine İstanbul'daki fiyat hareketleri, asker maaşları, vergi kayıtları, esnaf örgütlenmeleri ve şehir nüfusunun hareketleri aynı zaman çizelgesine yerleştirilebilir.
Böyle bir çalışma bize “halk neden isyan etti?” sorusuna çok daha somut cevaplar verebilir.
Aynı şekilde kadınların yaşadığı deneyimler de daha fazla incelenebilir. Hal‘ edilen padişahların anneleri, eşleri, kızları ve diğer hanedan üyeleri olayları nasıl deneyimledi? Saray kadınlarının siyasî ağları hangi dönemlerde etkiliydi? Bir padişahın tahttan indirilmesi sonrasında hanedan içindeki güç dengeleri nasıl değişti?
Bir başka ilginç alan ise psikoloji değil, siyasî iletişim tarihi. İsyan dönemlerinde söylentiler, vaazlar, fetvalar, kahvehaneler, çarşılar ve askerî kışlalar nasıl bilgi ağları oluşturuyordu? Bugünün sosyal medyasına doğrudan benzetmek doğru olmayabilir; fakat insanların söylentiler aracılığıyla örgütlenmesi açısından karşılaştırmalı araştırmalar yapılabilir.
Sonuç Yerine: Tahtın Asıl Sahibi Kimdi?
Osmanlı tarihinde darbeyle veya büyük isyanların baskısıyla tahttan indirilen padişahlara baktığımızda ortaya oldukça farklı bir tablo çıkıyor.
II. Osman'da Yeniçeri gücünü, Sultan İbrâhim'de saray ve askerî çevrelerin mücadelesini, IV. Mehmed'de savaş ve ordu faktörünü, III. Ahmed'de şehir toplumu ile askerî grupların birleşmesini, III. Selim'de reform direncini, Abdülaziz'de modernleşme çağının siyasî ve askerî çatışmasını, V. Murad'da ise devlet elitlerinin hükümdarın görevini sürdüremediğine dair kararını görüyoruz.
Dolayısıyla “Osmanlı padişahlarını kim tahttan indiriyordu?” sorusunun tek kelimelik cevabı yok.
Bazen askerler, bazen saray çevreleri, bazen ulema, bazen şehir halkı ve çoğu zaman bunların çeşitli kombinasyonları.
Asıl ilginç soru belki de şu: Padişahın tahtı gerçekten onun kişisel gücüne mi dayanıyordu, yoksa arkasındaki askerî, ekonomik, hukukî ve toplumsal ittifaklara mı?
II. Osman'dan III. Selim'e, Abdülaziz'den V. Murad'a uzanan çizgiye bakınca benim çıkardığım temel sonuç şu: Osmanlı'da taht güçlüydü, fakat tahtın gücü hiçbir zaman tek başına değildi. Onu ayakta tutan kurumlar arasındaki denge bozulduğunda, sarayın kapıları dışarıdan açılabiliyor ve bir hükümdarın kaderi birkaç saat içinde değişebiliyordu.
Belki forumdaki asıl tartışılması gereken nokta da burada başlıyor: Bir padişahın tahttan indirilmesini hazırlayan asıl neden askerî güç müydü, ekonomik kriz miydi, reformlara direnç miydi, yoksa bütün bunların aynı anda ortaya çıkması mıydı?
Ve daha zor soru: III. Selim'in Nizâm-ı Cedîd reformları daha güçlü bir siyasî destekle uygulanabilseydi Osmanlı modernleşmesinin seyri değişir miydi; yoksa devletin karşı karşıya olduğu sorunlar zaten daha büyük bir dönüşümü kaçınılmaz mı kılıyordu?
Bu soruların kesin cevaplarını vermek kolay değil. Fakat tam da bu nedenle Osmanlı'nın tahttan indirme ve darbe tarihinin yalnızca padişahların hayat hikâyeleri olarak değil, ordu, ekonomi, hukuk, kültür, şehir toplumu ve insan davranışlarının kesiştiği geniş bir tarih laboratuvarı olarak okunması gerektiğini düşünüyorum.
V. Murad'ın hikâyesi ise adeta bir siyasî geçiş döneminin özeti gibidir.
Abdülaziz'in tahttan indirilmesinden sonra 30 Mayıs 1876'da V. Murad padişah oldu. Ancak yalnızca 93 gün tahtta kalabildi. 31 Ağustos 1876'da hal‘ edildi ve yerine II. Abdülhamid geçti. Türk Tarih Kurumu+1
Burada askerî darbe ile sonraki siyasî karar arasındaki farkı görmek gerekiyor. V. Murad'ın tahttan indirilmesi doğrudan meydandaki bir askerî isyandan çok, hükümet ve devlet ileri gelenlerinin padişahın görevini sürdüremediği yönündeki değerlendirmeleri sonucunda gerçekleşti.
Dönemin kaynaklarında sağlık durumuyla ilgili ciddi tartışmalar bulunmaktadır. Bu nedenle V. Murad'ın kişiliği veya zihinsel kapasitesi hakkında bugün kendi başımıza hüküm vermek yerine, dönemin doktor raporlarını ve siyasî aktörlerin kararlarını birbirinden ayırmak daha sağlıklı olur. TDV'deki ayrıntılı anlatım, doktor heyetlerinin raporlarının hal‘ sürecinde etkili olduğunu aktarıyor. TDV İslâm Ansiklopedisi
Peki Neden Padişahlar Darbeyle İndirilebildi?
Burada bence asıl mesele padişahların tek tek kişiliklerinden daha büyük.
Osmanlı Devleti'nde merkezî otorite güçlüydü; fakat bu güç hiçbir zaman boşlukta durmuyordu. Padişahın yanında sadrazamlar, yeniçeriler, sipahiler, ulema, saray mensupları, taşra güçleri, esnaf ve farklı bürokratik gruplar bulunuyordu.
Bu gruplardan biri veya birkaçı diğerleriyle birleştiğinde padişahın gücü ciddi biçimde sınırlandırılabiliyordu.
Özellikle üç unsur tekrar tekrar karşımıza çıkıyor:
1. Askerî güç: Yeniçeriler ve diğer askerî gruplar maaş, statü ve kurumsal çıkarlarını korumaya çalışıyordu.
2. Ulema ve meşruiyet: Padişahın hal‘ini siyasî açıdan meşrulaştırmak için dinî-hukukî gerekçeler önemliydi.
3. Ekonomik ve toplumsal kriz: Maaşların ödenmemesi, vergiler, savaş yenilgileri, iaşe sorunları ve şehir ekonomisindeki sıkıntılar siyasî isyanları besleyebiliyordu.
Dolayısıyla darbeyi sadece “askerler yönetime el koydu” şeklinde okumak çoğu örnekte yetersiz kalıyor.
Kadınlar ve Erkekler Açısından Farklı Bakışlar Meselesi
Bu konuda özellikle bir noktaya dikkat etmek gerektiğini düşünüyorum. “Erkekler stratejik düşünür, kadınlar empatiyle yaklaşır” gibi kesin cinsiyet genellemeleri tarihsel veya bilimsel olarak sağlıklı bir yöntem değil. Aynı dönemde yaşayan kadınlar ve erkekler arasında da büyük düşünce farklılıkları vardı.
Bunun yerine iki farklı bakış açısını cinsiyetten bağımsız düşünmek daha anlamlı olabilir.
Bir kişi II. Osman olayına strateji ve sonuç açısından bakabilir: “Yeniçeri reformu neden yapılamadı? Padişah orduyu neden kontrol edemedi?”
Başka bir kişi ise insanî ve toplumsal sonuçları öne çıkarabilir: “Bir hükümdarın öldürülmesi saray ailesini, çocuklarını, kadınlarını, hizmetlileri ve İstanbul halkını nasıl etkiledi?”
İkinci yaklaşım özellikle saray kadınlarının ve hanedan üyelerinin yaşadığı belirsizlikleri görünür kılar. Bir padişahın tahttan indirilmesi yalnızca devlet başkanının değişmesi değildir; hanedanın günlük yaşamından miras ilişkilerine, evliliklere, çocukların güvenliğinden saray personelinin geleceğine kadar geniş bir çevreyi etkiler.
Bence tarih tartışmalarında bu iki yaklaşımın birlikte kullanılması çok daha verimli: strateji bize mekanizmayı, empati ise insanî maliyeti gösteriyor.
Kültür, Ekonomi ve Bilim Açısından Bugüne Kalan Miras
Bu olayların günümüzdeki etkisi yalnızca tarih kitaplarında görülmüyor.
III. Ahmed döneminin siyasî çalkantısı, İstanbul'un mimari ve kültürel mirasını ortadan kaldırmadı. Bugün Lâle Devri'yle ilişkilendirilen eserler, çeşmeler, kütüphaneler ve sanat ürünleri hâlâ İstanbul'un kültürel hafızasının parçası. Örneğin III. Ahmed Çeşmesi, padişahın 1730'da tahtını kaybetmesinden hemen önce tamamlanan dönemin önemli eserlerinden biridir. TDV İslâm Ansiklopedisi
Benzer biçimde III. Selim'in reformları başarısızlığa uğramış olsa da Osmanlı modernleşmesinin sonraki aşamalarını düşünmeden bu dönemi anlamak mümkün değil. Nizâm-ı Cedîd deneyimi, reformların sadece yeni silah veya yeni askerî tekniklerden ibaret olmadığını gösterdi. Finansman, kurumlar, insan kaynağı ve siyasî destek de reformun parçasıydı.
Bu açıdan Osmanlı'nın darbe ve isyan tarihini ekonomi, sosyoloji, askerî bilim, hukuk ve şehir tarihiyle birlikte okumak çok daha verimli.
Günümüzde Bize Ne Söylüyor?
Bu tarihî olayların bugünkü en önemli etkilerinden biri, kurumların kişilere ne kadar bağımlı olduğu meselesini düşündürmesidir.
Bir devletin düzeni sadece güçlü bir liderle sürdürülemiyorsa, lider değiştiğinde sistem de büyük sarsıntı yaşayabilir. Tersine, kurumlar güçlü olduğunda hükümet veya lider değişiklikleri daha kontrollü gerçekleşebilir.
Osmanlı örneklerinde ise bazı dönemlerde kurumların birbirleriyle rekabet ettiği görülüyor. Ordu, saray, ulema, bürokrasi ve şehir toplumu arasında istikrarlı bir güç dengesi kurulamadığında krizler çok hızlı biçimde tahta yansıyabiliyordu.
Buradan modern dünyaya doğrudan bir tarihsel eşitlik çıkarmak doğru olmaz. Fakat karşılaştırmalı siyaset ve kurumlar tarihi açısından oldukça ilginç bir soru ortaya çıkıyor: Bir devletin istikrarını liderin gücü mü, yoksa kurumların birbirini dengeleme kapasitesi mi daha fazla belirler?
Gelecekte Bu Konu Nasıl Araştırılabilir?
Bence Osmanlı'daki tahttan indirmeler konusunda hâlâ çok verimli araştırma alanları var.
Örneğin sadece padişahların biyografilerine bakmak yerine İstanbul'daki fiyat hareketleri, asker maaşları, vergi kayıtları, esnaf örgütlenmeleri ve şehir nüfusunun hareketleri aynı zaman çizelgesine yerleştirilebilir.
Böyle bir çalışma bize “halk neden isyan etti?” sorusuna çok daha somut cevaplar verebilir.
Aynı şekilde kadınların yaşadığı deneyimler de daha fazla incelenebilir. Hal‘ edilen padişahların anneleri, eşleri, kızları ve diğer hanedan üyeleri olayları nasıl deneyimledi? Saray kadınlarının siyasî ağları hangi dönemlerde etkiliydi? Bir padişahın tahttan indirilmesi sonrasında hanedan içindeki güç dengeleri nasıl değişti?
Bir başka ilginç alan ise psikoloji değil, siyasî iletişim tarihi. İsyan dönemlerinde söylentiler, vaazlar, fetvalar, kahvehaneler, çarşılar ve askerî kışlalar nasıl bilgi ağları oluşturuyordu? Bugünün sosyal medyasına doğrudan benzetmek doğru olmayabilir; fakat insanların söylentiler aracılığıyla örgütlenmesi açısından karşılaştırmalı araştırmalar yapılabilir.
Sonuç Yerine: Tahtın Asıl Sahibi Kimdi?
Osmanlı tarihinde darbeyle veya büyük isyanların baskısıyla tahttan indirilen padişahlara baktığımızda ortaya oldukça farklı bir tablo çıkıyor.
II. Osman'da Yeniçeri gücünü, Sultan İbrâhim'de saray ve askerî çevrelerin mücadelesini, IV. Mehmed'de savaş ve ordu faktörünü, III. Ahmed'de şehir toplumu ile askerî grupların birleşmesini, III. Selim'de reform direncini, Abdülaziz'de modernleşme çağının siyasî ve askerî çatışmasını, V. Murad'da ise devlet elitlerinin hükümdarın görevini sürdüremediğine dair kararını görüyoruz.
Dolayısıyla “Osmanlı padişahlarını kim tahttan indiriyordu?” sorusunun tek kelimelik cevabı yok.
Bazen askerler, bazen saray çevreleri, bazen ulema, bazen şehir halkı ve çoğu zaman bunların çeşitli kombinasyonları.
Asıl ilginç soru belki de şu: Padişahın tahtı gerçekten onun kişisel gücüne mi dayanıyordu, yoksa arkasındaki askerî, ekonomik, hukukî ve toplumsal ittifaklara mı?
II. Osman'dan III. Selim'e, Abdülaziz'den V. Murad'a uzanan çizgiye bakınca benim çıkardığım temel sonuç şu: Osmanlı'da taht güçlüydü, fakat tahtın gücü hiçbir zaman tek başına değildi. Onu ayakta tutan kurumlar arasındaki denge bozulduğunda, sarayın kapıları dışarıdan açılabiliyor ve bir hükümdarın kaderi birkaç saat içinde değişebiliyordu.
Belki forumdaki asıl tartışılması gereken nokta da burada başlıyor: Bir padişahın tahttan indirilmesini hazırlayan asıl neden askerî güç müydü, ekonomik kriz miydi, reformlara direnç miydi, yoksa bütün bunların aynı anda ortaya çıkması mıydı?
Ve daha zor soru: III. Selim'in Nizâm-ı Cedîd reformları daha güçlü bir siyasî destekle uygulanabilseydi Osmanlı modernleşmesinin seyri değişir miydi; yoksa devletin karşı karşıya olduğu sorunlar zaten daha büyük bir dönüşümü kaçınılmaz mı kılıyordu?
Bu soruların kesin cevaplarını vermek kolay değil. Fakat tam da bu nedenle Osmanlı'nın tahttan indirme ve darbe tarihinin yalnızca padişahların hayat hikâyeleri olarak değil, ordu, ekonomi, hukuk, kültür, şehir toplumu ve insan davranışlarının kesiştiği geniş bir tarih laboratuvarı olarak okunması gerektiğini düşünüyorum.